Akkuyu Nükleer Santrali Türkiye ve Rusya İçin Neden Önemli?

Akkuyu Nükleer Santrali’nin açılışı bugün gerçekleşiyor. Santralin faaliyete geçmesi için enerji üretiminde kullanılacak ‘taze nükleer yakıt’ getirilecek. Yakıtın getirilmesiyle de santral teknik olarak açılmış olacak. 

Santralin açılışına Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de video konferans aracılığıyla bekleniyor. Peki tesis Rusya ve Türkiye için neden önemli? Detaylara beraber bakalım…

BBC Türkçe’den Asya Robins’in haberine göre, süreci takip eden uzmanlar, sivil toplum kuruluşları ve milletvekilleri, tesise nükleer yakıtın nasıl getirildiği, yakıtı taşıma işlemini hangi firmanın üstlendiği, yakıtın tesiste nerede muhafaza edileceği ve sürecin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) güvenlik standartlarıyla uyumlu olup olmadığı yönündeki endişelerini dile getirdiklerini ve bilgi talebinde bulunduklarını ancak henüz hükümet tarafından konuya ilişkin bir açıklama yapılmadığını söylüyor.

Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK) ve Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu’nun (TENMAK) bağlı olduğu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, BBC Türkçe’nin konuyla ilgili sorularını yanıtlamadı.

2010 yılında başlatılan Akkuyu NGS’nin inşasında sona yaklaşılırken her şey yolunda gidiyor mu? Rusya ile başlayan nükleere geçiş süreci bundan sonra nasıl ilerleyebilir? Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı gerçekten azalacak mı? İnsan ve çevre güvenliği nasıl sağlanacak? Uzmanlara sorduk.

Akkuyu NGS, Türkiye’nin enerji dönüşümünde önemli bir adım olmayı ve enerji arz güvenliğini sağlamayı, ithal enerji bağımlılığını ise azaltmayı hedefliyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na göre Akkuyu NGS, elektrik ihtiyacı için kullanılan doğalgaz ve sıvı yakıtların tamamına yakınını, kömür yakıtların ise yaklaşık yüzde 30’unu ithal eden Türkiye’nin özellikle Rusya’ya doğalgazda olan bağımlılığını azaltacak ve mevcut enerji açığının kapanmasında önemli bir rol oynayacak.

Bakanlık, 2016’dan bu yana ekonomik büyümeyle neredeyse iki katına çıkan enerji talebi karşısında, enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için nükleer güç santral yapımının “bir tercih değil, zorunluluk” olduğunu söylüyor.

Yetkililer, tamamlandığında 4 bin 800 megavat saat kapasiteli Akkuyu NGS’nin tek başına Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılayacağını söylüyor.

Projenin toplam maliyeti ise yaklaşık 20 milyar dolar.

Doğa açısından tehlikeli mi?

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi’nin (EDAM) ana çalışma alanlarından biri enerji ve iklim değişikliği politikaları. BBC Türkçe’ye EDAM Başkanı Sinan Ülgen, enerji politikasının uzun vadeli olarak değerlendirilmesi gerektiğini, enerji güvenliğinin sağlanması için sürekli bir şekilde enerji üreten bazı kaynaklara ihtiyacın devam ettiğini belirtiyor.

Yenilenebilir kaynaklarda henüz bu sürekliliğin yakalanmadığını söyleyen Ülgen, nükleer yakıt dışında bir ithal girdiye ihtiyaç duymayan ve özellikle hidrokarbon bakımından bağımsız bir üretim yöntemi olan nükleer enerjinin Türkiye’nin üretim portföyünde yer almasını, enerjide arz güvenliği açısından faydalı buluyor.

Ülgen, “Nükleer ile yenilenebilir enerji kaynakları bugün itibarıyla birbirinin alternatifi değil. Yenilenebilir kaynaklarda arz günün koşullarına göre değişebiliyor. Sürekli aynı randıman ile çalışan baz enerji kaynakları ise doğalgaz, nükleer ve her ne kadar istemesek de kömür santralleri. Bir ülkenin enerji stratejisi yapılırken bu ikisinin arasında denge gözetmek ve ikisine yönelik yatırım yapmak ve kapasiteyi geliştirmek gerekiyor” diyor.

Öte yandan birçok uzman, nükleer santrallerin diğer enerji kaynaklarına kıyasla çok pahalı, yapım süreçleri bakımından çok uzun ve doğa ile insan sağlığı açısından tehlikeli olduğunu vurgulamaya devam ediyor.

Nükleer teknolojinin özü itibarıya riskli olduğunu, o nedenle Türkiye gibi nükleere geçiş yapan ülkelerin bu risklerin nasıl minimize edileceğine dair yol haritası geliştirmesi gerektiğini söyleyen Ülgen, “Riski azaltmanın yolu regülasyondan geçiyor. Bu regülasyonu sahaya yansıtacak yetkin ve bağımsız idari kurumlar gerekiyor. Nükleer otoritenin hükümetten ve operatörden bağımsız olması gerekiyor” diyor.

Nükleer teknolojinin taşıdığı risk faktörleri nedeniyle dünyada bazı ülkelerin son dönemde nükleer enerji santrallerini kapatmasına da dikkat çekiliyor.

Almanya geçtiğimiz haftalarda ülkedeki son üç nükleer tesisini, 2011’deki Fukuşima felaketinden sonra yoğunlaşan güvenlik endişeleri nedeniyle kapattı.

Geçtiğimiz aylarda Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Foreign Policy Research Institute adlı düşünce kuruluşundan Araştırma Direktörü Aaron Stein, Akkuyu NGS’yi şöyle tanımlıyor:

“Çoğunlukla Ruslar tarafından (ve Rusya’daki enstitülerde eğitilmiş Türk personelince) işletilen, Rus yakıt ve Rus geri alma hükümleri ile Türkiye’nin güneyinde bir Rus şirketi tarafından Türk işçileriyle inşa edilen bir Rus nükleer santrali.”

‘Yap-İşlet-Sahip Ol’ modeli nükleer endüstrisinde ilk defa uygulanıyor. Buna göre Akkuyu NGS, inşası tamamlandığında Türkiye’ye transfer edilmeyecek ve Rosatom kontrolünde kalacak.

Projenin devreye alınmasıyla Türkiye, enerji karşılığında Rosatom’a 15 yıl boyunca kilovat saat başına 12.35 dolar sent ödeyecek. Bazı analistler bunun dünya ortalamasının 2-3 kat üzerinde olduğunu düşünüyor.

Bunun Türkiye’nin tercih ettiği model olduğunu ve tesis için gerekli yatırımın operatör tarafından yapılması istendiğini söyleyen Ülgen, Rusya’nın yatırımını piyasaya satacağı elektrik üzerinden geri alacağını belirtiyor.

Ülgen, tesisin yapım ve operasyonunun Rusya sorumluluğunda olmasını, Türkiye’ye bilgi ve teknoloji aktarımı bakımından doğru bulmuyor.

Nitekim santralin inşaat sürecinde Türk firmaları dahil edilmişken sonradan bu firmaların sözleşmeleri feshedilmiş ve bilgi aktarım süreci sekteye uğramıştı.

Yüksek fiyatın devlet ve müşteriye nasıl yansıyacağına ilişkin ise Ülgen, “Burada yatırımı yapanın yatırımını geri kazanabilmesi için amortismanını sağlayacak bir fiyatın ortaya çıkması gerekiyordu. Bu bakımdan fiyat bugünkü toptan piyasadaki elektrik fiyatının oldukça üstünde” diyor ve ekliyor:

“Bahsedilen elektrik fiyatı hükümetler arası anlaşmada var olan fiyat ancak EÜAŞ ile elektrik satın alma anlaşması henüz sağlanmadı, orada değişikliğe gidilir mi diye izlemek gerekiyor.”

Türkiye ile Rusya’nın ilişkisi ne durumda?

Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş, Moskova’nın dünyayla ilişkilerinde yeni bir sayfa açtı.

Türkiye bu süreçte hem Rusya’ya uygulanan ambargoya katılmadı hem Ukrayna’ya insansız hava aracı (İHA) satmayı sürdürdü hem de Rusya ve Ukrayna tahılının Karadeniz’den güvenle çıkarılması için varılan Tahıl Koridoru Anlaşması’nda önemli bir aktör oldu.

Akkuyu NGS dahil ülkelerin gündeminde yer alan büyük enerji projeleri, ikili ilişkiler için önemini koruyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz aylarda Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşerek Sinop’ta ikinci bir nükleer tesisin yapımına ilişkin müzakerelerin sürdüğünü söylemişti.

EDAM Başkanı Ülgen, Akkuyu NGS için çok büyük bir yatırım yapan Rusya tarafında projeyi devam ettirmenin ve yatırımını geri kazanabilmenin önemine dikkat çekiyor.

Rusya’nın yeniden aynı yatırım modelini tercih edip etmeyeceğini sorgulayan Üngen, Ukrayna savaşından sonra Türkiye için Rusya ile ortaklık yapma kararının farklı siyasi bir boyutu olduğunu düşünüyor.

BBC Türkçe için Akkuyu NGS projesinin Rusya tarafından önemini değerlendiren Rusya merkezli düşünce kuruluşu Yeni Türkiye Araştırmaları Merkezi Başkanı (YETAM) Yuriy Mavaşev ise “Akkuyu, Rusya’nın silinemeyeceğinin, tamamen izole edilemeyeceğinin tüm dünyaya bir göstergesi” diyor ve devam ediyor:

“Rusya böylece Doğu ve Afrika ülkelerine faydalı olabileceğini ve bu bölgeler için Avrupa ülkeleri ve ABD ile rekabet etmeye hazır olduğunu söylüyor. Akkuyu bir nevi gelecek için bir sigorta. Kremlin, Türkiye’nin enerji açısından Rusya’nın cepte olduğuna inanıyor.

“Rusya, Türkiye enerji piyasasının doğru yön olduğuna inanıyor. Ukrayna savaşına rağmen Rusya’nın buna benzer projelere devam etmemesi için hiçbir sebep göremiyorum.”

Öte yandan Ukrayna’nın Rosatom’a çeşitli uluslararası yaptırımların uygulanması talebine değinen Mavaşev, şirketin Avrupa pazarıyla bağları düşünüldüğünde geleceğinin belirsiz olduğunu söylüyor.

Güvenlik endişeleri ne?

Nükleer Karşıtı Platform (NKP) geçtiğimiz günlerde “Akkuyu’ya Nükleer Yakıt Getirilmemeli” başlığı altında hazırladığı, Türk Tabipleri Birliği ile Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu dahil 54 nükleer karşıtı kurum ve sivil toplum örgütünün imzası ile bir mesaj yayımlayarak iktidara aday tüm siyasi partilere uyarıda bulundu.

Mesajda nükleer santrallerin barındırdığı risklere dikkat çekildi, Akkuyu NGS’de inşaat sürecinin durdurulması istenerek, “Mali açıdan büyük kamu zararı doğursa da ‘Nükleer santralı kapatacağız’ demeyen hiçbir siyasi partiye oy vermeyeceğiz” denildi ve şöyle devam edildi:

“Nükleer santralin proje maliyeti içinde olmayan atık yakıt çubuklarının ve çalışma süresinin bitiminde santralin bertaraf maliyetini, ekosisteme, canlılara, insan sağlığına, tarıma, balıkçılığa verdiği zararların maliyetini proje maliyetine eklediğimizde projenin iptalinden doğacak ekonomik kayıp ile karşılaştırılamayacak ölçüde ekonomik zarar önlenmiş olacaktır.”

BBC Türkçe’ye konuşan, NKP Sekreteryası Elektrik Mühendisleri Odası’ndan (EMO) Erdal Apaçık, inşası 2023’ün üçüncü çeyreğine kadar sürmesi gereken tesisteki son durumu öğrenemediklerini, nükleer yakıtın Türkiye’ye getirilmesine ilişkin hükümete yöneltilen sorularının ise cevapsız kaldığını söylüyor.

Apaçık, “Atom Enerjisi Standartlarına göre nükleer yakıtı üreten ve Rusya’dan taşıyan kurumun akredite olması gerekiyor. Akreditasyon belgelerini istedik ama verilmedi. Henüz kamuoyuna açıklanmış şeffaf, güvenilir bilgi de yok” diyor.

Apaçık, diğer yandan tesisin işler hale gelmesi durumunda oluşan nükleer atığın bertarafından sorumlu olan Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu’nun (TENMAK) radyoaktif atık merkezini nerede ve nasıl kuracağının henüz belli olmadığına dikkat çekiyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*